22 Eylül 2017 Cuma

DERTLİ RAYİHA

 Rayiha Teyze dertli dertli oturmuş yerine. Elini yaslamış yanağına sabahtan beri ondan yemek bekleyen çocukları için aş derdinde. Tasa ne koyup da kaynatsa bilemiyor. Elde avuçta, çuvalda, ambarda bir şey kalmamış. Ama çocukların açlıktan guruldayan mideleri hiç mi hiç söz dinlemiyor..

Evinin eri Hüseyin Amca, elde avuçta kalmayınca çıkınını eline alıp düşmüş gurbet yoluna. Altı aydır haber yok! Rayiha Teyze merakla yol gözlüyor. "Erim" dediği yiğidi habersiz bırakmazdı onu. Başına bir şey gelmesin diye adaklar adıyor, dualar ediyor.

Bir başına üç çocukla aş derdinde Rayiha Teyze. Buğdayları harmanlayıp değirmene gönderene kadar canı çıktı kadıncağızın. Arada Hüseyin Amca'nın kulaklarını çınlatmadı değil. İki çuval un koydu mu köşeye bütün kış idare ederlerdi. En azından çocuklar acıkınca onlara sus payı verebileceği ekmekleri olurdu.

12 Eylül 2017 Salı

UZUN HİKAYE | MUSTAFA KUTLU

 Mustafa'nın gözünden anlatılan hikayelerin ana kahramanı Ali'dir. Yani Mustafa'nın babası. Ali, Münire adında birini sever. Fakat Münire'nin ailesi onu bir başkasına vermeyi düşündükleri için buna izin vermezler. Münire'yi de çok fena döverler. Bunu öğrenen Ali, kızı onunla kaçması için ikna eder. Sonrasında senelerce etraf durulana, aralar bulunana kadar o istasyon benim bu istasyon senin kaçarlar. Vagondan ev kurarlar. Ama bütün bunlar mutlu olmalarına engel değildir. Daha sonra Münire, hamile kalır ancak doğum sırasında aşırı kan kaybından vefat eder..

Ali oğlunu da alıp yeniden tren yolculuğuna başlar. Bir kaç kasaba geçtikten sonra kasabanın birinde kendilerine yuva kurarlar. Ali dilekçe yazarak para kazanır. Mustafa da artık büyümüştür. Çevresinde çok sevdiği engelli bir arkadaşı vardır. İkisi de aynı kızı severler. Okulun en güzel kızı Ayla'yı. Ama Mustafa arkadaşı üzülmesin diye duygularını söylemez. Hatta o kızla arasını bulmaya çalışır. Ayla durumu anlasa da bir şey diyemez. Mustafa ve babası bir vakit sonra buradan da ayrılmak zorunda kalırlar. Mustafa, sevdiği kızı, arkadaşını burada bıraktığı için biraz kızgındır..

8 Eylül 2017 Cuma

YETMİŞ İKİNCİ KOĞUŞ

 Soğuk koridorlarla karşılaştım önce. Gri duvarlara sığındım. Benim ağlama duvarım oldu onlar. Demir parmaklıkların ardından solukladım hayatı. Güneşi özgürce hissedebilmek, gökyüzünün mavisine doyasıya bakabilmek ne demekmiş anladım burada..

Ranzama uzanıp kurdum duvarların rengini almış gri hayallerimi. Yemekler annemin yemeklerine hiç benzemiyordu. Çay, tavşan kanından zifiri karanlık renkte. Ciğerlerime temiz havayı çekemeyince sigaraya başladım efkâr dağıtma niyetine. Efkâr dağılır mı bilmem ama ciğerlerimin bayram ettiği kesin..

31 Ağustos 2017 Perşembe

EY GÜNEŞ

 Kızıl bir akşamın koynunda, güneş son dansını yaparken karşısına geçip bir güzel çayımı yudumladım. Ortalığa yaydığı kızıllık görülmeye değerdi. Battı batacak derken her şeyin bir sonu olduğuna mı işaret ediyordu acaba?

Ey güneş! Her sabah ömrüme doğarken nasıl da aydınlatıyorsun yüreğimi. Seninle başlıyorum hayata ve yine seninle bitiriyorum. Öyle sessizce, kızıllığını içime çeke çeke. Bir veda vakti gibi aramızda yaşananlar. Gitme diyemiyorum sana. Çünkü tekrar geleceğini biliyorum. Bazen bulutların arasında saklambaç oynuyor, beni korkutuyorsun. Yüzüne hasret bırakıp, naz yapıyorsun.  Sonra birden "ce' eee!" yapıp çıkıyorsun ortaya bir çocuğun tarifsiz sevinciyle..

29 Ağustos 2017 Salı

MİHRİBAN

 Mihriban, gergefini eline alıp her zamanki gibi pencerenin dibine oturmuştu. Kimseye söyleyemediklerini ilmek ilmek işliyordu gergefine. Her motif ondan bir parça taşıyordu sanki. O motifler dile gelse kim bilir neler neler anlatırdı..

Bir gözü gergefte olan Mihriban, diğer gözüyle de iç geçirerek dışarıyı gözlemekte. Gözleri göçmen kuşları takip etmekte. Hafiften mırıldanıyor "beni de sevdiğime götürün" diye. Tül perdenin altından seyredilen hafif buğulu bir hayattır onunkisi. Gözlediği gelir mi, yüreğine görünür mü, bilinmez elbet. Ama sabırla, umutla beklenir. İşlenen motifler de umutla renklenir..

25 Ağustos 2017 Cuma

SİNEKLERİN TANRISI | WILLIAM GOLDING

 Bir uçak kazasının ardından ıssız bir mercan adasına düşen askeri okul öğrencileri, önce bu durumu eğlenceli hale getirmeye çalışırlar. Ama zaman geçtikçe sıkıcı hale gelen ada yaşantısından kurtulma çareleri aramaya başlarlar. Herkesin tek isteği buradan kurtulmaktır..

Sineklerin Tanrısı, ilk bakışta ıssız bir adaya düşen çocukların başından geçenlerin anlatıldığı bir kitapmış gibi geliyor. Ama sonra olayların içine dahil olduğunuzda kitabın seyri değişiyor. Karakterleriyle, yaşanan olaylarıyla verilen mesajlar düşündürücü..

Askeri okulda iken albay rütbesine sahip olan Ralph, adadaki çocuklar tarafından doğal olarak ilk başta lider seçiliyor. Ralph, adadan kurtulma ve adadaki hayatı daha yaşanır hale getirmek için çocukların her birine sorumluluk dağıtıp iş bölümü yapıyor. Fakat kazazedeler arasında Jack adında lider ruhlu bir çocuk daha mevcut. Jack, insanları etkileyen ama aynı zamanda baskı ile zorbalıkla güç elde etmeye çalışan bir kişilik. Ralph ise daha insancıl hareket eden bir karakter..

22 Ağustos 2017 Salı

ALIŞMALI

 Vakitsiz öten horozun sesine alışmalı. Esmeyi bilmeyen rüzgâra, arnavut kaldırımlarına, sokak arası satış yapan mısırcıya, cami avlusundaki doymak nedir bilmeyen güvercinlere, pişirdiği ciğerin kokusu bütün mahalleyi saran komşuya, saksıda boynunu büken begonyaya alışmalı elbet..

Alışmalı; sevdiğini söyleyemeyen söğüt ağacına, kırmızı bisikletiyle havasını atan çilli kıza, kapı arkasında bekleyen kızılcık sopasına..

13 Ağustos 2017 Pazar

ŞEHİRLERİN DİLİ OLMALI

 Şehirlerin dili olmalı;
Kapıları ahşap oymalı, yürek yakmalı,
Ve içinde yedi duyguyu barındırmalı,
Hafif acılı, bol tatlılı..

Şehirlerin dili olmalı;
Anlatmalı içinde yaşananları,
Duvarlarına kazınan aşkları,
Kaldırıma bırakılan gözyaşlarını,
Köşe başına bırakılan umutları..

8 Ağustos 2017 Salı

MAHALLENİN MUHTARI

 Yeryüzünün gelin gibi süslendiği bir bahar günüydü. Yeni demlenmiş çayımdan bir bardak alıp balkona çıktım. Her zamanki köşeme oturup huzur solukladım. Yine komşu Melahat, tertemiz çamaşırlarını kapının önüne asmıştı. Mahallenin çocukları maç yaparken bir top darbesiyle çamaşır ipini yere indirdi. Bembeyaz çamaşırların üstüne damga niyetine bir de top izi yerleşti. Komşu Melahat'in geldiğini gören veletler çil yavrusu gibi dağılıverdi. Tabii Melahat'a da çamaşırlarını toplayıp yeniden yıkamak kaldı. Çocuklara söylenmesi de cabası..

4 Ağustos 2017 Cuma

MATMAZEL NORALİYA'NIN KOLTUĞU | PEYAMİ SAFA

 Ferit adında bir gencin başından geçenlerin anlatıldığı güzel bir romanla karşı karşıyasınız. İki ablasını ve annesini veremden kaybeden Ferit'in babası ortalıktan kaybolur. Kız kardeşi Nilüfer de veremle savaşmaktadır.

Ferit'in pansiyonda geçen yaşamına psikolojik tahlillerle yer veren yazar, bu konuda oldukça başarılıdır. Konuşamayan, geceleri pansiyonda çıplak dolaşan Zehra'nın hikayesini okuduğunuzda farklı hayatlar çıkar karşınıza.

Romatizmalı Tosun'un görünenden farklı yaşamı gözler önüne serilir. Lise öğretmeni Aziz Bey ve pansiyonu işleten Vafi Bey de ilginç karakterlerdir.

31 Temmuz 2017 Pazartesi

BİNBİR GECE


 Kör kandilli gecelere yaktık umudumuzu..
Ölmeye yüz tutmuş tüm çiçeklere can suyu misali sunduk.
En koyu gecede yıldızdan fener yaptık ya da feneri yıldız..
Aslında hepimiz yalnızız..

30 Temmuz 2017 Pazar

KUM VE KAYA

 Çölde yolculuk eden iki arkadaş hakkında bir hikaye anlatılır. Yolculuğun bir aşamasında iki arkadaş tartışırlar, biri ötekine tokat atar. Tokadı yiyenin canı çok yanar ama tek kelime etmez ve kum üzerine şu sözleri yazar:

"Bugün en iyi arkadaşım bana bir tokat attı."

Yıkanabilecekleri bir vahaya rastlayana dek yürümeyi sürdürürler. Tokadı yiyen yıkanırken batağa saplanır, boğulmak üzereyken arkadaşı tarafından kurtarılır. Boğulmak üzere olan arkadaş tam selâmete çıktıktan sonra bir kaya parçası üzerine şu sözleri kazır:

28 Temmuz 2017 Cuma

VEFA

 Deniz mavisi gözleri, baldan tatlı dili, hoş sohbetiyle ayrı bir güzelliktir, Nemika Teyze. Gramafonundan duyulan nağmeler mahallelinin ruhunu okşarken o sıcacık tebessümüyle balkondaki çiçeklerini selâmlamakta..

Pamuk gibi saçları rüzgarda uçuşurken pembe çiçekli tacını saçlarına iliştirmeye çalışır. O deniz gözleri hep ötelere bakar. Sanki yıllar önce yitirdiği sevdiğinin yolunu gözler gibi..

Çayını yavaş yavaş yudumlarken fazladan bir bardak koyar masaya, Rıza Amca'nın anısına. Vefalı kadındır Nemika Teyze. "Can yoldaşım, sırdaşım, gönüldaşım" dediği elli dört yıllık hayat arkadaşı mahallenin tonton dedesi Rıza Amca'yı üç yıl önce kaybetmişti. Ama hatıraları hala yaşıyor evin her köşesinde. Hâlâ Rıza Amca'nın sevdiği yemekler pişiyor evde. Beraber dinledikleri şarkılar çalıyor gramafonda. Pijamaları yatağının başucunda, hazırolda. Kitap okuma köşesinde sehpanın üzerinde Rıza Amca'nın okuma gözlüğü. Birlikte okudukları fakat birlikte bitirmenin nasip olamadığı kitap hâlâ duruyor orada..

26 Temmuz 2017 Çarşamba

SARNIÇ | SAİT FAİK ABASIYANIK

 Sait Faik, içimizden biri. Onun hikayelerinde kendi mahallemizden, kendi çevremizden hatta kendimizden bir şeyler buluruz. Karakter betimlemeleri oldukça güzel olan yazarın bu kitabı, bir çocuk saflığındaki sıcacık ve akıcı üslubuyla sizi bir anda hikayelerin içine alıveriyor. 1939 basımlı bu eser, yazarın ikinci kitabı olmakla birlikte bana göre ilk kitabı Semaver'i geçmiş durumda. İçerisinde on altı hikayenin yer aldığı kitapta, Sait Faik'in hikaye alanındaki yeteneği bir kez daha gözler önüne serilmektedir..

Yazar bu kitaptaki hikayelerinde, toplumun geleneklerini ve göreneklerini gözlemlemiş ve bu gözlemler sonucunda tespit ettiği yanlışlıkları anlatmış, zenginlerin fakirleri sömürüsünden, emekten ve emekçiden, ihtilâlden, insan sevgisinden, yaşama sevgisinden bahsetmiştir..

Kitaptaki hikayeleri üç bölümde inceleyebiliriz: Adapazarı ve Bursa'da geçen hikayelerden oluşan ilk bölümde; Sarnıç, Beyaz Altın, Lohusa, Ormanda Uyku, Gaz Sobası, Davudun Anası ve Hancının Karısı başlıklı hikayeleri mevcut..

18 Temmuz 2017 Salı

DOSTLAR KIRAATHANESİ

 Bir yanda demini almış, kokusu cezbeden bir demlik, diğer yanda kitaplardan kurulmuş, hayallerden örülmüş bir dünya. Ve bu dünyada umutlarını büyüten koca yürekler..

Üç beş kişi bir araya geldi mi ince belli çay bardakları dile gelirdi. Herkes elindeki kitaptan beğendiği cümleleri paylaşırdı. Kâh kendi hayatlarından hikayelerle kâh büyüklerden işitilen hatıralarla kitaplar taçlandırılırdı. O ne yapmış, bu ne almış dedikoduları yerine mahallelinin ihtiyaçları belirlenir, onlar için bir şeyler düşünülürdü. Ve hep ağızlardan bal damlardı. Sahi neresiydi burası? Burası şimdilerde sıvası dökülmüş, kapısının kolu kırılmış olsa da bir zamanların gözde mekanı olan "Dostlar Kıraathanesi"..

17 Temmuz 2017 Pazartesi

YAZ OKUMA ŞENLİĞİ !

 Sevgili Nilgün Komar, yaz okuma şenliği başlatmış. Böyle bir şenliğe ilk defa katılacağım dolayısıyla çok heyecanlıyım. Kitapların olduğu her yer şenliklidir zaten. Aşağıda, belirlenmiş kategoriler ve şu anda elimde olup okumayı planladığım kitaplar var. Elimdekileri bitirince kategorileri boş kalmış alanlara yeni kitaplar ekleyebilirim. Herkese bol okumalı, bol şenlikli zamanlar diliyorum...

1. Kategori (10 puan)
İsminde yaz mevsimine dair bir kelime olan / olayların yaz aylarında geçtiği bir kitap..

2. Kategori (10 puan)
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk hakkında yazılmış bir kitap..

14 Temmuz 2017 Cuma

GÖLGE

 Biri beni takip ediyordu uzun zamandır. Nereye gitsem peşimde. Nereye saklansam benimle. Hayallerimi, umutlarımı o da benimle birlikte taşıyordu sanki her yere.

Celladım mı diye düşünmüştüm önceleri? Nefesini ensemde hissediyordum. Ritimli bir takipçiydi üstelik. Hızlandıkça hızlanıyor, yavaşladıkça yavaşlıyor. Çok da taklitçi. Ne yapsam onu yapıyor. Kimdi bu gizli hayran?

Ben giderim o gider. Peşimden tın tın eder. Nedir acaba bu bilmecenin cevabı?

10 Temmuz 2017 Pazartesi

MESUT İNSANLAR FOTOĞRAFHANESİ | ZİYA OSMAN SABA

 Kitap hikayelerden oluşuyor. Kitaba adını veren ilk hikayede yazar, işinden dönerken fotoğraf çekilmek için Beyoğlu'nda bir fotoğrafçıya uğrar. O sırada vitrindeki fotoğrafları incelerken hayallere dalar. İçeriden onu çağırırlar. Mutsuz olduğu bir zaman dilimindedir. Fotoğrafçı  gülümseyişini doğal hale getirebilmek, poz verdirmek için epey uğraşır. Ancak başarılı olamaz. Daha fazla dayanamayarak özür dileyip fotoğrafını çekemeyeceğini söyler.

Babamın Hikayesinde ise;  babası vefat ettikten sonra elbisesini Kapalı Çarşı'da bir eskiciye satarlar. Günler sonra eskici dükkanının önünden geçerken babasının elbisesini askıda gören yazarın içinde bulunduğu durum anlatılıyor.

4 Temmuz 2017 Salı

ROBBİ'NİN MACERALARI

 Bugün robotlara düşkün olan minik kızımın, uyumadan önce "Bana bir hikaye anlatsana!" seansında doğaçlama ürettiğim bir hikayeyi sizinle paylaşmak istiyorum. Keyifli okumalar dilerim..    :)

Robbi çok tatlı ve akıllı bir robottu. Bir gün biraz yakacak odun biraz da yiyecek bir şeyler bulmak amacıyla ormana gitmek için yola çıktı..

Ormana varınca, bol bol meyve ve biraz da mantar topladı. Ormandaki kurumuş ağaçlardan ve dallardan seçerek topladığı yakacak odunları da bir kenara yığdı. Çok yorulmuştu. Hava kararmak üzereydi. Hava iyice kararmadan evine dönse iyi olacaktı. Sağa baktı, sola baktı. Yukarı çıktı, aşağı indi. Ama bir türlü çıkış yolunu bulamadı. Ormandaki bütün ağaçlar sanki birbirine benziyordu. Saatlerce yürüdü. Neredeyse ayaklarına kara sular inmişti. Çaresizce bir ağacın dibine oturdu. Çok üzgün görünüyordu..

28 Haziran 2017 Çarşamba

SEMAVER

 Bahçede çıraların tutuşturduğu semaverin ateşinde yandı yüreğim. Demlendikçe çay niyetine umudumu içtim yudum yudum. Hele muhabbetin koyusu demlenmişse semaverde araya ne girebilirdi ki?  Birkaç kozalaktan başka. Önce yavaştan alev aldı, sonraysa alevler bacayı sardı. Aşkla yanmak böyle olsa gerek..

Bahçeye serilen örtünün etrafına toplanmış birkaç yürek; kah kendi yangınlarından dem vurur kah başka yangınlardan. Kah saman aleviyle tutuşurlar kah er meydanında yanarlar..

Ah semaver! Bir dile gelsen de anlatsan bize. Tutuştukça alevin, kendi içimizdeki yangınlara mı çağırırsın bizi?

24 Haziran 2017 Cumartesi

BUGÜN BAYRAM! ERKEN KALKIN ÇOCUKLAR

 Kırmızı kareli bir etek, üzerine fırfırlı beyaz gömlek, yeni pabuçlar, tokalar başucumda hazırlar. Sanırım ilk onlarla bayramlaşıyorum. Eteğim pilelerini sallayıp karşılık verirken; pabuçlarım bayram çoşkusuyla zıplamakta. Heey sakin olun diyorum ama dinleyen yok. Bayrama kavuşmak için sabırsızlanıyorlar.

Bir gece öncesindeyse nöbetçiler yerini almış hazırolda beklemekteler. Yatağımın kenarında parlayan pabuçlarım görevinin başında. Heyecandan uyuyamayan diğerleri de yerlerine geçmiş aralarında dedikodu yapıyorlar. Hepsinde bir telaş. Hayırdır, görücüye mi çıkıyorsunuz? Bu ne hal diyorum da dinleyen yok. Sonra ne mi oluyor? Tabii ki bayram oluyor.

22 Haziran 2017 Perşembe

SATRANÇ | STEFAN ZWEIG

 Kitap bir geminin limandan hareket etmesi ile başlar. Dünyaca ünlü satranç şampiyonu da aynı gemidedir. Kahramanın kendisi ile tanışma denemeleri yapar. Dünya satranç şampiyonu olan Czentovic aslında iletişim kuramayan, yaratıcılıktan uzak, aklî geriliği olan, cahil, kültürsüz birisidir. Babası öldükten sonra bir rahip tarafından himaye edilir. Daha sonra rahip satranç oynarken onu çok dikkatli izlemeye başlar. Sonrasında şaşırtıcı bir şekilde satranç oynamayı öğrenir. Katıldığı turnuvalarda rakiplerini yenerek dünya şampiyonluğuna yükselir.

Öte yandan Meconner adında hırslı bir adam da parası sayesinde dünya şampiyonu ile maç yapmayı başarır. Ama hep yenilir. Sonrasında araya giren biri yenildikleri sırada kolunu tutup ona doğru hamleyi söyler. Adamın dediğini yapan Meconner, şampiyonla berabere kalmayı başarır. Ona doğru hamleyi söyleyen Doktor B'den başkası değildir. Peki kimdir bu Dr. B?

17 Haziran 2017 Cumartesi

BU ADAM BENİM BABAM

 Hani güz mevsiminin baharı da beraberinde getireceği ümidini taşıdığımız zaman dilimlerinde öyle insanlar vardır ki; kendi kışı yaşarken gönlü bahar sevinci içindedir. Saçlarına düşen beyazlar bahar çiçeklerine dönüşür.

Yaş yetmiş, iş bitmiş mülahazası içindeyken bir ayağı çukurda değil iki ayağı da zeminin üstünde sertçe duran bir yiğittir, yılların eskitemediği, yıllanmış şarap tabiriyle yıllar geçtikçe değerine değer katan Babam..

Siyah-beyaz fotoğraf karelerinde Türk sinemasından kaçmış gibi duran, yumurta topuk ayakkabılar, omuzdan düşmeye çalışan ceketiyle altmış beşli kuşakların delikanlı portresi.. Acı kavramının hayatından çıkmadığı zamanlarda sigarasının dumanına karışmış duygularının sisli pencereleri arkasında meydan okuyan korkusuz bakışlar..

13 Haziran 2017 Salı

HAYAL AĞACI

Binbir renkle kuşatılmış, kökleri derinlere doğru inmiş bir hayal ağacıyım ben..

Dallarımda bin bir yaprakla bezenmiş, bin bir çiçek gizlenmiş hikayeler saklı. Kimi zaman bir çocuğun iliştirdiği elma şekeri oluverir meyvem. Bazense bir annenin şefkatli elleriyle ördüğü bir atkı geçiriliverir gövdeme..

Kimi zaman gölgemde köyümün çobanı dinlenir koyunların melodileri eşliğinde. Bazense iki aşığın isimleri kazınır üzerime. O vakit kızarım onlara kazırken canımı çok acıtıyorsunuz diye. İlle de adınızı bir yerlere yazacaksanız, kalplerinize kazıyın derim. Derim de dinlerler mi bilmem..

11 Haziran 2017 Pazar

ÇOCUKLARA KİTAP OKUMAYI SEVDİRME

 Sevgili Annesi'nin Prensesi sağ olsun beni MİMİMSTRAK ŞEYLER ( BİR ÖNERİM VAR !) yazısında mimlemiş. Benden de yeni bir mim etkinliği başlatmamı istemiş. Başım üstüne :)

Bunun üzerine hazırladığım kendi mim etkinliğime katılmak isteyen herkesi davet ediyorum. Sizin de farklı konularda önerileriniz varsa bunu hazırlayıp bize sunabilirseniz keyifle okuruz ve karşılıklı etkileşiriz :) Sizlere de keyifli okumalar dilerim..

Çocuklara kitap okuma alışkanlığı nasıl kazandırabiliriz?

1- Çocukların bazı davranışları anne karnındayken kazandığına inananlardanım. Anne karnında okunan kitapları eğer doğduktan sonra da okumaya devam ederseniz büyüdüklerinde de kitaplara karşı ilgileri fazla olacaktır. Bu deneyimle sabittir! O yüzden kitap okumaya anne karnında başlanması çok önemlidir..

7 Haziran 2017 Çarşamba

KARDELEN

 Ben bir kardelenim en umulmadık yerlerde
Karı delip güneşe koşan..

Ben koca bir çınarım
Gölgesinde asırları yaşatan..

Ben bir köprüyüm
Gönülleri birbirine bağlayan..

Ben deniz mavisi vefa
Çimen yeşili dostluğun adıyım..

4 Haziran 2017 Pazar

UÇURTMA

Mahalledeki çocuklar uçurtma uçuruyordu. Ben de bir uçurtmam olsun, onu gökyüzüne salayım istedim. İstedim ki, kuşlar gibi süzülsün maviliklerde.. Ama minnacık ellerimle uçurtma yapmayı bir türlü beceremedim..

Sonra Babam'dan yardım istedim. Hani "Babaların elinden her iş gelir!" diye düşünür ya, çocuklar. Ben de öyleydim. Süper kahramanımdı benim Babam. Bir uçurtma yapamayacak mıydı? Ama yapamadı maalesef. Meğer Babam'ın daha önce hiç uçurtması olmamış. Hiç hayallerini salmamış gökyüzüne. Ve hiç çocuk olmamış belki de. Ben o gün babaların her işin üstesinden gelemeyeceğini öğrendim..

31 Mayıs 2017 Çarşamba

PUSLU KITALAR ATLASI | İHSAN OKTAY ANAR

Yazarın yayınlanan ilk romanı. Dünyayı gezmek yerine rüyaya yatarak dünya atlası çıkarmaya çalışan Uzun İhsan Efendi'nin zihninde yaşanan olayları konu alan bir roman. İhsan Oktay Anar, yazdığı bu eserde hayal gücünün ne kadar geniş olduğunu bize göstermekte. Birbirleriyle alakasız gibi görünen olaylar dahi en sonunda bu hayal akışının önemli bir parçası haline geliveriyor..

Tüm dünya aslında Uzun İhsan Efendi'nin düşlerinde var. Ve o, düşlerindeki hayatı oynuyor gibi. Bu oyuna oğlu Bünyamin, Kubidik, Ebrehe, Zülfiyar, Büyük Efendi, Hınzıryedi gibi kişiler de katılıyor. Uzun İhsan Efendi'nin esir kampında yaşadıkları, Bünyamin'in bir casusu kurtarırken verdiği mücadelede yüzünün tanınmaz hale gelmesi, babasının ortadan kaybolması, babasını esir kampında bulduğunda Bünyamin'in hissettikleri, Uzun İhsan Efendi'ye yapılan işkenceler, Bünyamin'e verilen paranın uğursuzluğu, Büyük Efendi'nin aynası oldukça güzel kurgulanmış..

30 Mayıs 2017 Salı

BOŞLUK (VACUUM)

 Boşluk, nam-ı diğer vakum (vacuum, void) konusunu ele alacağız bu makalede.. Boşluğun yazısı mı olur demeyin. Kâinatta hüküm süren fiziksel, kimyasal, sosyolojik bir çok kanun boşluk ile alâkalı aslında..

Bir yerde boşluk varsa orası eninde sonunda boşluğun yakınındaki enerji sahibi öğeler tarafından doldurulacaktır. Bunun kaçarı yok.. Bir yeri boş olarak muhafaza etmek istiyorsanız enerji harcamalı, gayret sarf etmelisiniz. Boşluğun kalitesi (saflığı) arttıkça muhafaza etmek için sarf edilmesi gereken çaba da artacaktır..

29 Mayıs 2017 Pazartesi

MEKTUP

Siz hiç postacı yolu gözlediniz mi? Mektup yolu beklerken heyecanlandınız mı? Ya da gelen mektubu defalarca okudunuz mu?

Lisedeyken bir sınıf arkadaşım vardı. Adı: Ayşe.. Kitap okumayı seven bir kızdı.. Yeni çıkan kitapları takip ederdi. O kitapları, ben de Ayşe'yi takip ederdim..

Lise bitince ilçedeki halk kütüphanesine üye olmuştum. Oradan kitap temin edebiliyordum. Ama ilçe bizim köye elli beş kilometre uzaklıkta olduğu için her zaman gidemiyordum. Köyde de kitap alabileceğim bir yer yoktu. Kitapsız kaldığım zamanlar oluyordu. Böyle zamanlarda Ayşe imdadıma yetişiyordu. Onunla mektup arkadaşı olmuştuk. Neredeyse her hafta Ayşe'den mektup gelirdi. Ben de mektup yolu gözlerdim. Her mektubu heyecanla açardım. Sonra da vakit geçirmeden cevaplamaya çalışırdım.

26 Mayıs 2017 Cuma

SÜPER BABAANNE

 Çakır Osman'ın Koca Fatısı. Doksanlık bir Osmanlı hanımı. Torunlar, torbalar da cabası..

Bembeyaz saçının her teli kim bilir ne acılara  şahittir? Er acısı, evlat acısı, sıla acısı. Daha da var mı gayrısı?

Toprak Ana'yı yazanlar görseydi Babannem'i, onu yazarlardı. Yaşayan ulu çınardır o. Gölgesinde evlatları, gelinleri, torunları dinlenir. Eskilerden dem vurdukça gözleri nemlenir. Köyünden söz açıldı mı, hikayeler peş peşe gelir. Yaşayan tarih desek yeridir..

25 Mayıs 2017 Perşembe

KÖR OLMAK

Gözlerimin ışığını kaybedeli uzun yıllar oldu. Gökyüzünün mavisine, çimenlerin yeşiline, ebemkuşağının yedi rengine hasret kaldım. Uçan kuşu takip etmeyi, yerdeki karıncanın peşinden gitmeyi özledim..

Özledim; sesini duyduğum karşı komşum Melahat Teyze'nin gözlerindeki sevgiyi  görmeyi. Boncuk boncuk gözlerini, yaşamın derin izlerini taşıyan çizgilerini seyretmeyi özledim. Sahi Melahat Teyze'nin alnındaki kırışıklıklar çoğaldı mı, acaba? O boncuk gözleri yine aynı sıcaklıkla bakıyor mu?

23 Mayıs 2017 Salı

SUSAMA BULANMIŞ HAYALLER

Sabahın ilk saatleri.. Trafik telaşı.. Bir yerlere yetişme telaşı, umut kovalama telaşı.. Ne kadar telaşlı bir milletiz, değil mi?

Sabahın ilk saatleri.. Ve bir koşuşturmaca başlar hayatın içinden.. Bu koşuşturmaca esnasında evine ekmek götürmeye çalışan bir genç çıkıyor karşıma. Simitler, tahta sopaya geçirilmiş. Halka halka dizilmiş umutlar..  Susama batırılmış hayaller.. Her satılan halka, belki de simitçinin yeni umudunu taşıyor yüreğinde..

Emeksiz yemek olmaz der atalarımız. Sabahın ilk ışıkları ve susama bulanmış hayaller.. Evine ekmek götürmenin umudu var simitçinin gözlerinde.. Emeğini yemeğe dönüştürmenin telaşı.

21 Mayıs 2017 Pazar

KURŞUNİ GECE

 Gök kurşuni bir gece.. Ve gecenin içinde ölümü arzulayan bir çift yürek.. Hangi yangında kaybetti kim bilir benliğini? Her sessiz çığlıkta kendi feryadını duydu. Duydukça tanıdı, tanıdıkça yandı. Kim bilir hangi yangının bilmem kaçıncı alevinde son buldu yaşamın karanlık sayfaları?.. Gök mü kurşuni, kurşun mu gökyüzü, bilinmez. Bilinmez elbet bulutların neyin ağırlığını kaldırdığı. Tutunamayan yıldızların nasıl kayıp gittiği bilinmez. Bilinmez aslında her kayıp giden yıldızın, yitip giden bir insan olduğu.. Bazen insan, bazense zaman kaybolur gönül yüzünden. Bazen ise zamanın içinde insan, insanın içinde zaman kaybolur. Düşlerde yangınlar, yangınlarda düşler olur. Ve an olur insan yanmaktan yorulur. Gök kurşuni bir gece ve gecenin bilmem kaçıncı saliselerinde cevap anahtarı yanlış basılmış hayat kitapçığının soruları arasında cebelleşirken bütün seçenekleri işaretleyesim gelir. Sonra hemen akabinde bir uyarı çarpar gözüme: İki seçenek vardır. Hayat çoktan seçmeli değil; doğru yanlış testinden ibarettir. Ve bir hamleyle yapılan her tercih daha sonrakilere gebedir. Ve gece yine kurşuni.. Yine grilerin arasına serpiştirilmiş mor ötesi bir gece.. Ve bu gece, bir ben var. Benden öte benden ziyade...

16 Mayıs 2017 Salı

CENNETTEN BİR KÖŞE: KAZ DAĞLARI

 Yaz mevsimine girerken insan şöyle şehrin keşmekeşinden uzak, doğayla baş başa kalınabilecek bir yer arayışına giriyor. Balıkesir ve Çanakkale sınırları içinde kalan Kaz Dağları tam böyle bir yer.. Doğayla iç içe, yemyeşil, bol oksijenli, alternatif bir tatil mekanı.. Kızılçam, meşe, karaçam ormanlarıyla ve zeytin bahçeleriyle kaplı bu güzel coğrafya, yaz mevsiminde bile geceleri serin olduğundan, sıcaktan bunalanlar için ideal bir kaçış yeri..

Kaz Dağları'nın zirvelerinden kopup gelen buz gibi çayın kenarına konan tahta piknik masalarında, ayağınız suyun içinde mangal ve semaver keyfi.. Diğer taraftan, buz gibi suya atıp çatlattığınız karpuz, yanında Zeytinli'nin fırınlarından taptaze karanfilli ekmek ve yöre köylülerinden aldığınız çeşit çeşit peynir, zeytin, bal, tereyağı.. Doğal ve sağlıklı hayat burada, özetle..

14 Mayıs 2017 Pazar

GURBETİM SENSİN ANNE

Kör kandilli, soğuk kış gecelerinde titreyen yüreğimi ısıtmaya çalışan kestane kokulu sobamın yanmakla sönmek arası gidip gelen alevleri arasında tanıdım gurbeti..

Tutuşturulmaya çalışılan bir alevin yangınında hayat buldu yüreğim.. Çıralar tutuştukça yanan soba değil, yüreğim; ısınan odam değil hasretimdi.

Beyaz badanalı kirece bulanmış duvarlarla yüzleştim. Annem'e değil, yastığıma sarıldım çoğu kez. Anadan, yardan, sıladan ayrılmanın adıydı gurbet. Ve gurbetin yangınıydı hasret.. Radyoda "Hasretinle yandı gönlüm" çalıyordu. O bile şahitti yangınlara. Frekanslara bile  yansımıştı hasretim.. Hasretimle birlikte bitmeyen gurbetim..

13 Mayıs 2017 Cumartesi

ŞAPKAMIZDAKİ TAVŞAN

 Sihirbaz, önce içi  boş bir şapka gösterdi seyircilere. Sonra "Bakın içinde bir şey yok", dedi. Seyirciler de içinin boş olduğuna şahitlik ettiler. Daha sonra şapkanın üzerine siyah bir örtü örttü ve bildiği bütün duaları okuyormuş gibi bir "hokus-pokus, abra-kadabra" seansına geçti. Yetenekli parmaklarıyla şapkanın etrafında görünmez dairesel motifler çizdi ve birden örtüyü kaldırdı. Ne çıktı dersiniz şapkanın içinden? Biraz önce boş olduğundan emin olunan şapkadan bembeyaz, şirin mi şirin bir tavşan çıktı! Sahi kim koydu onu oraya?

Peki ya bizim şapkalarımız? Onların içinde neler saklı, kim bilir? Kimi zaman kızgınlıklarımızı, kırgınlıklarımızı, pişmanlıklarımızı atıyoruz şapkanın içine..

7 Mayıs 2017 Pazar

KUYUCAKLI YUSUF | SABAHATTİN ALİ

1903 senesi sonbaharının yağmurlu bir gecesinde, Aydın'ın Kuyucak Köyü'nü eşkiyalar basar ve bir karı-kocayı öldürürler. Bu aileden geriye sadece Yusuf adında bir çocuk kalmıştır. Olay yerine gelen Kaymakam, Yusuf'u görür ve onunla konuşur. Çocuğun haline oldukça üzülen Kaymakam onu evine götürür ve sonrasında evlatlık alır. Fakat Kaymakam'ın eşi Şahende Hanım ile Yusuf'un yıldızı pek barışmaz. Kaymakam'ın Muazzez adında bir kızı vardır. Yusuf ile Muazzez'in yakınlaşması ise her geçen gün artmaktadır.

Bir gün​ Muazzez ile Yusuf birlikteyken Şakir isminde paralı bir zat Muazzez'e sarkıntılık eder. Yusuf'tan ağzının payını alıp, dayak yer. Bunun intikamını almak isteyen Şakir, çeşitli entrikalarla Yusuf'a acı çektirmeye yemin eder. Şakir, Muazzez ile evlenmek istemekte, Kaymakam Selahattin Bey ise buna pek yanaşmamaktadır. Bu durumu tek onaylayan Şahende Hanım'dır. Olayların akışında sahneye Yusuf'un arkadaşı Ali çıkar. Ali de Muazzez ile evlenmek istemektedir. Bunu öğrenen Şakir, bir olay anında Ali'yi vurur ve ölümüne sebep olur. Ancak parasını ve nüfuzunu kullanıp ceza almaktan kurtulur. Tabii entrikalar bunlarla sınırlı kalmaz.

4 Mayıs 2017 Perşembe

UÇ KELEBEK

Uç kelebek... Benden selam söyle bensiz diyarlara. Konduğun çiçek anlatsın beni sana. Dallar dile gelip şahit olsun bütün yaşanmışlıklara..

Uç kelebek... Yeşilin en yeşiline, mavinin en mavisine. Gözbebeklerimin içine doğru uç. O zaman anlarsın bu gözlerin nelere şahit olduğunu..

Uç kelebek... Öyle uç ki ömrünün kısalığına rağmen uçuşun uzun olsun. Kısacık ömre o kadar çok şey sığdır ki uzun yaşayıp boş yaşayanlara senin hayatın ibret olsun..

Uç kelebek... Balkanlar'ın nazlı çiçeklerine, kanayan yüreklerine, Anadolu'nun yanık bağırlarına, memleketimin dört bir tarafına uç ki seninle hayat bulsun yaşamın kıyısına gelenler. Şirin için dağları delenler, Leyla için yürek çöllerine düşenler..

3 Mayıs 2017 Çarşamba

BLOG PARTİSİ

Sevgili Annesinin Prensesi "Blog Partisi" adı altında bir etkinlik düzenlemişti. Partiler hep eğlenceli olur diye düşünüyordum. Öyle de oldu. Bu eğlenceli partiyi düzenleyen Annesinin Prensesi bloğunun sahibesine çok teşekkür ederim. Gelelim etkinlik kapsamında gerçekleşen sorular ve cevaplar kısmına..

Sevgili Simli arkadaşımız sormuş: Bir kitabın seni değiştireceğine inanır mısın?
Cevabım : Evet, inanırım. Ütopik şeyler beni etkilemez. Ama bazı kitaplar hatta bazı satırlar bam telime dokunur, beni kendime getirir, sorgulatır, araştırtır. Sonra da değişim başlar. Ama bu her kitap için olmaz tabii. Eğer öyle olsaydı her okuduğum kitaptan sonra tanınmayacak hale gelir, kendimi kaybederdim. Bir kitabın beni değiştirebilmesi için derine inmesi, ruhuma hitap etmesi gerekir. (Simli arkadaşımıza bu güzel sorusu için teşekkür ederim. Kendisine ulaşmak için buraya tıklamanız yeterli.)

30 Nisan 2017 Pazar

NAPOLYON'UN İÇ YÜZÜ

Napolyon'un üç, bizimse otuz üç defa söylediğimiz para; her şey için çözüm müdür acaba? Ya da parayla her şeyi satın alabilir miyiz? Cevabınız hayır, değil mi?

Sakıp Sabancı'yı herkes bilir. Yıllar önce yapılan bir röportajda; "Keşke bu kadar zengin olmaktansa sağlıklı evlatlarım olsaydı. Çocuğuma bir ayakkabı alamadıktan sonra bu kadar zengin olmanın bir anlamı yok zaten!" Koskoca Sakıp Ağa demişti bunu. Parayla her şeyi satın alamıyormuşuz demek ki. Ne kadar paramız olursa olsun sağlığımız olmayınca doktorlara verilen paranın da ehemmiyeti kalmıyor..

28 Nisan 2017 Cuma

ABBAS YOLCU

Yolcudur Abbas
Bağlasan durmaz
Gönlüm uzun süre bir yeri mesken tutmaz
Kuş misali konar göçer alemde
Her yolculukta bulur kendinden bir parça.
Bazen dar sokaklarda, omuz omuza vermiş evlerin arasında dolaşırken birlik olmanın omuz omuza vermenin sahnelerine şahit olur.

Bazen ormanlık bir alanda yürürken bütün ağaçların kardeşlik türküsüne eşlik eder.

23 Nisan 2017 Pazar

BİR PAKET SEVGİ

Ağaçların gelin gibi süslendiği, doğanın en güzel renklere büründüğü, yeşilin her yeri kuşattığı bir bahar günüydü. Rengarenk çiçekler, cıvıldaşan kuşlar, yemyeşil ağaçlar insanı mutlu etmeye yetiyordu.

Nesrin de çayırlardan topladığı papatyalardan taç yapmıştı. Bu tacı akşam işten gelecek olan gönlünün kralı babasının başına takacaktı. Heyecanla annesinin yanına gitti.
- Anneciğim, babam hediyemi beğenir mi? diye sordu.
- Aaa... Neden beğenmesin? Elinin emeğiyle hazırlanmış bir taç bu. Çok güzel olmuş. Baban mutlaka beğenir. Sadece babana değil, arkadaşlarımıza, komşularımıza, dostlarımıza da ufak tefek hediyeler vererek onları da mutlu edebiliriz, değil mi kızım?

21 Nisan 2017 Cuma

DAVETSİZ MİSAFİR

Hoşgeldin davetsiz misafir.. Camı tıklatan sen miydin? Kanadın kırık, ruhun yorgun mu? Yoksa sadece karnın mı aç? Bir- iki ekmek kırıntısı didiklemeye mi geldin?

Hoşgeldin  davetsiz misafir.. Memleketinden ayrılmış bir gurbet kuşu musun yoksa? Ya da yavrusundan ayrılmış yaralı bir ana yüreği mi senin taşıdığın?

Hoşgeldin davetsiz misafir.. Ne zamandır kimse tıklatmıyordu camımı. Sahi memleket nere hemşerim? Dost illerden mi geldin, komşu köylerden mi? Yoksa bir yürek mi çağırdı seni?

17 Nisan 2017 Pazartesi

YAŞ YETMİŞ DOSTLAR

Yaş yetmiş dostlar... Hayat yolculuğunun sonuna doğru ilerliyorum elimdeki bastonla. Neler yaşadı bu koca çınar? Nelerin şahitçisi bu kırışık dolu yüz, bu nasırlı eller? Kaç yürek yangınına tanıklık etti şu anda uzağı pek de iyi seçemeyen bu gözler? Albümlerim sararmaya başlayınca anladım yaşlandığımı. Hele aynalar yüzüme karşı söylediler herşeyi. Arkamdan konuşulmasını hiç sevmem zaten..

Yaş yetmiş dostlar... İkinci baharının sonunu yaşıyor ömrüm. Cahit Sıtkı yaş otuz beş yolun yarısı eder diyordu. Ben ise ikinci yarısının sonlarındayım. Ölümden korkmuyorum dostlar. Biliyorum ki asıl ölüm yaşarken içimizin ölmesidir..

16 Nisan 2017 Pazar

İKİ ÇİFT LAFIM OLA

Tam 21 yıl önce Kardak krizi günlerinde karaladığım bir şiiri paylaşmak istedim :) Burası Hayal Kahvesi'nin dingin ve ferahlatıcı havasına biraz uçuk kaçacak ifadeler kullanmışım, farkındayım. Fakat gençlik işte mazur görün, milli duygularım tavan yapmış o hengâmede. İyi-kötü böyle bir eser ortaya çıkmış..

İKİ ÇİFT LAFIM OLA

Yunan gavuru çıktı Kardak'a
Görüyordu saçma sapan bir rüya
Bir karış toprak alacaktı bizden güya
Sanıyordu gerçekleşecek megalo idea..

12 Nisan 2017 Çarşamba

KARLI YOLLAR

Sanmışız ki çileli günler
Bahçede güllere benzer
Anlaşılmaz mı özleyen bir gönül
Hepsinden güzel...

Karla kaplı yollar
Hep bahara gider
Her dikenli yol
Güle kavuşmak içindir
Sevdayı içinde büyütmek içindir
Ve yaşam senin görmediğine şahittir..

DUYDUK DUYMADIK DEMEYİN

Sevgili blogger arkadaşımız "ANNESİ'nin PRENSES'i" güzel bir etkinlik düşünmüş. Bize de bu etkinliğe katılıp sizlere duyurmak düştü.

"Blog partisi" adındaki bu etkinliğe katılmak çok kolay. Eğer sizlerde yeni bloglarla tanışmak, güzel anlar yaşamak isterseniz bu bağlantıdan  ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz.

Bu güzel etkinlik için ev sahibine de teşekkür ederim. Partide görüşmek dileğiyle sevgiyle kalın :)

10 Nisan 2017 Pazartesi

MARKA MİMİ

Sevgili Deeptone​ bir mim hazırlamış ve sunmuş. Bize de katılmak düşer dedim ve bakın ne dedim?

(Aslında benim marka tutkunluğum yoktur. O yüzden önce ne diyeceğimi bilemedim. Ama deep arkadaşımız marka sevmeyenlerin de yapabileceğini söylemişti. Cesaret geldi ☺ )

EN SEVDİĞİM MARKA :

1. Pazar markası :) Seç, beğen, alıcıyım ben..
Sloganımız : Ucuz, güzel ve kaliteli. Bu üçü bir arada olunca bayılıyorum :)

8 Nisan 2017 Cumartesi

KÜÇÜK BİR KIZ ÇOCUĞUYUM

Küçük bir kız çocuğuyum ülkenin birinde. Üzerime yıldız yağar  gibi bomba  yağıyor. Bir namlunun ucunda küçücük ömrüm..

Eskiden gece yatağıma girdiğimde güzel rüyalar görüp sabah koşarak anneme anlatırdım. Oysa ya şimdi? Artık rüyalarım kabusa dönüştü. Rüyalarımda hiç sabah olmuyor. Sabah uyandığımda hayatta mıyım diye kontrol ediyorum. Korkudan büyüyen gözlerimle bakarken etrafa, annem anlıyor rüyamda ne gördüğümü. Ve ben artık rüyamı anlatmıyorum ona. Sahi siz hiç yıldızların üzerinize yağdığını gördünüz mü?