17 Aralık 2017 Pazar

BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİNDE/ GRIGORY PETROV



Beyaz Zambaklar Ülkesinde adlı kitap Finlandiya'ya hitaben yazılmış. Burada bataklıklar içindeki bir ülkenin nasıl ayağa kalktığından, sosyo-ekonomik gücünü nasıl kazandığından, nasıl gelişmiş bir ülke haline geldiğinden bahsediyor.

4 Aralık 2017 Pazartesi

DONDURULMUŞ GÜLÜCÜKLER

Sararmış albümlerin arasında buldum kendimi. Her fotoğraf karesinde bir başka anının izlerine rastladım.

Bazen ağlayan bir çocuktum sayfada bazense gülmekten katılan minik bir yavrucak. Bazen bir rock konserinde kendinden geçen çılgın bir genç karşılıyor beni. Bazense suyun üstüne yazı yazmaya çalışan bir yürek çıkıyor karşıma..

30 Kasım 2017 Perşembe

GİDENLERİN ARDINDAN

Önümden giden vapura son kez el sallarken, kaptan düdüğünü öttürüp giderken çok şey kalır geride. Köpük köpük sularda yol alan vapurun penceresinden bir çift göz düşer uçsuz bucaksız görünen maviliğin üzerine. Rıhtımda yolcusunun bir daha geri dönmeyeceğini düşünen bir dost, bir sevgili ya da bir anne kalbi, yüreği eline verilmiş gibi boynunu büküp elini sonsuzluğa sallarken kim bilir neler geçer aklından ve kalbinden?

Giden gelmeyecektir ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Ama bir o kadar da belki döner umuduyla her gün rıhtımda bırakılan bir çift göz olacaktır elbet. Ateş düştüğü yeri yakarmış önce. Sonra zamanla o ateş sönmeye başlar. Hatta küle dönüşür. Külünden yeni umutlar doğar mı bilinmez. Zamanla gidenlerin dönmeyeceğine de alışır insan. Bir kabulleniştir bu aslında. Önce rıhtımda bekleme süresi değişir. Artık her gün değildir bekleme süresi. İki günde bir, üç günde bir, haftada birlere çıkar. Sonra rıhtımda bekleyen gözlerin ve gönüllerin sayısı azalır birer birer. Her biri beklediklerinin gelmeyeceğine inanıp onlarsız hayat kurarlar kendilerine.

Peki sonra ne mi olur? Türk sinemasının bir versiyonu yaşanır rıhtımda. Aradan yıllar geçer. Yıllardır ortalıkta görünmeyen, nefesinden bile habersiz olunan, evlatlar, dostlar, yarenler yıllar sonra saçlarına hafif karışan aklarla birlikte geri dönerler. Ama artık rıhtımda onları bekleyenler onların geride bıraktıkları değildir. Anaların beli bükülmüş, dişleri dökülmüş; dostlar kendine onları bırakmayacak yeni dostlar bulmuş; yarenler yarenlikten çıkıp çoluk çocuğa karışıp çoktan unutmuş. Geri dönenler de kendilerine yeni hayatlar kurmuş.  Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş..

27 Kasım 2017 Pazartesi

GÜNEŞLİ GÜNLER...

Bir kaç kitap, bir fincan kahve, mürekkebe bulanmış hayaller, gaz lambası ve gecenin melon şapkası. Radyoda fon müziğine karışmış bir lavanta kokusu. Sallanan koltuğumun ayarı bozulmuş sanki. Kâh hızlı sallıyor, kâh sallamamak için naz yapıyor..

Köşeme çekildim kedi misali. Üzerimde renkli bir battaniye. Bir elimde kahve, diğerinde sararmış sayfalarında kendimi kaybettiğim kitabım. Gecenin sessizliğini bozan saatin tik-takları  ritmik bir türkü tutturmuş gibi. Sevmediğim bir şarkı çıkınca radyonun frekansını değiştirdiğim gibi saati ortadan kaldırıyorum. Artık sadece gecenin sessizliğinde kendimi dinliyorum.

20 Kasım 2017 Pazartesi

ÇİLEK REÇELİ

Önce çilekler yıkanıp, doğranır. Sonra şekerle buluşup ağızları tatlandırmak üzere tencereye alınır. Yavaş yavaş karıştırarak odun ateşinde pişirilir. Pişer pişmez, tereyağ çalınmış ekmeğin üstüyle buluşup mideye bayram ziyaretine gider. Bu tadımlık kısmıdır sadece.

Doyumluk kısmı için ise kavanozlar yola çıkmıştır bile. Sonra sabah kahvaltısının vazgeçilmez sevgilisi oluverir. Onsuz kahvaltının tadı olmaz sanki. Sadece çileklisi değildir elbet. Bir sürü çeşidi de hamarat ellerden çıkıp sofralara konuk olur. Yeter ki ağzımızın tadı kaçmasın. Keşke dünyanın ağzına bir parça çilek reçeli çalsak da ağzı tatlansa. Ya da ağızların tatlanması bu kadar kolay olsa.  Daha da ötesi bu tat hiç bozulmasa..

13 Kasım 2017 Pazartesi

ÇORBANAME


Mide ameliyatı geçirdikten sonra, bir yakınım, önce sadece serumla, bir kaç gün sonra komposto suyu vb. sıvı gıdalar ile ve nihayetinde mide biraz iyileşince çorba ile beslenmeye başlamıştı. Yemek olarak çorbaya kavuşan bu akrabamın sevinci tarif edilemez idi. Bu kavuşma beni, Balıkesir'de çorbacılarda gördüğüm bu şiiri tekrar okumaya yöneltti. Afiyet olsun, iyi okumalar..

ÇORBANAME

Kana kuvvet göze fer batna cilâdır çorba
İllet-i cû'a deva mahz-ı gıdâdır çorba
Sağlara, hastalara ayni şifâdır çorba
Ağniya dostu, muhibb-i fukarâdır çorba
Hâsılı hâhiş ile ekle sezâdır çorba

6 Kasım 2017 Pazartesi

IHLAMUR KOKUSU

Sobanın üstünde demlenmiş ıhlamurun buharı penceremden dışarı süzülürken kokusu da dışarıda yağan yağmur damlalarının arasına karışıyordu. Belki bir bardak ıhlamur ikram ediyordu onlara, içleri ısınsın diye. Rüzgarın önüne katıp sürüklediği yağmur damlalarına eşlik ediyor bir bardak limonu sıkılmış ıhlamurum. Soğuk kış gecelerine inat içimi ısıtırken kokusuyla sarıp sarmaladı beni. Aldı götürdü yıllar önceki ninemin masalcı dünyasına..

Eskiden uzun kış gecelerinde sobanın etrafında toplanır kâh kestane pişirirdik, kâh ekmek kızartıp üzerine yağ çalardık. Çoğu zaman da ıhlamur kaynatır, kokusunda masallar dinlerdik. Evvel zaman içindeler, masal masalın içindelere dönüşürdü. Sonra da bilmeceler sıralanırdı peşi sıra. Televizyonun, tabletlerin, cep telefonlarının hüküm sürmediği, muhabbetin tavan yaptığı zamanlardaki ıhlamurun kokusu şimdilerde hissedilmiyor sanki. Sobanın etrafında masalcı ninem de yok artık. Geceye eşlik eden masallarım da. Ama hâlâ sobanın üstünde olmasa bile ocağımın üstünde kaynayan ve kokusu geceme eşlik eden ıhlamurum var..

DUYDUK DUYMADIK DEMEYİN !

Sevgili Kiremit Hanem bir çekiliş düzenlemiş. Oldukça hoş hediyeleri var. Benden duymuş olmayın çok şirinler. Sizler de şansınızı deneyin derim. Daha ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz. Herkese bol şanslar...

19 Ekim 2017 Perşembe

KALAYCI

Köşe başında bir kalaycı. Dertli gözleri güğümüne bakarken kalay karası elleri ekmeğinin peşinde. Güğümler, bakraçlar, tencereler, tavalar... Hepsi nasıl karalar bağlamışlar da kalaylanmayı bekliyorlar.. Biraz zaman alsa da sonunda yepyeni, pırıl pırıl hayatlarına kavuşuyorlar. Kalaycı dertli, güğümler dertli. Bir dokunsam bin ah işiteceğim besbelli..

Önce uzaktan seyrediyorum onları. Sonra aralarındaki kıpraşmayı görünce merakımı yenemeyip yanlarına yaklaşıp kulak misafiri oluyorum. Dertli güğüm başlıyor feryad-ı figana.. Bir zamanlar bir sahibim vardı. Benim ona gösterdiğim hürmetin zerresini bana gösterseydi ben böyle kararır mıydım hiç? O kadar dil döktüm, böyle kuvvetli ateşin üstüne koyup da yakma ciğerimi dedim dinlemedi. Kaç gece yanan yüreğimin ateşiyle uyuyamadım. O rahat döşeğinde yatarken ben inleyip durdum. Üstelik her sabah hiç bir şey olmamış gibi beni hor kullanmaya devam etti. Sonrası malum, bana da kalaycının yolu göründü. Ah canım kalaycı, iyice parlat beni. Hem öyle parlat ki kinden, hasetten kararan yüreğimden eser kalmasın. Yine sevgiyle dökeyim suyumu gönüllere..

8 Ekim 2017 Pazar

HUZURSUZLUK | ZÜLFÜ LİVANELİ

 İstanbul'da gazetecilik yapan İbrahim, üçüncü sayfa cinayet haberlerinden bahseden "Başkomiser Recep" lakaplı arkadaşının ABD'de ırkçı bir saldırıda öldürülen Türk genci Hüseyin Yılmaz hakkında söylediklerini duyduğunda, aklına yıllar öncesinden Mardin'deki çocukluk arkadaşı Hüseyin gelir. Öldürülen gencin bilgilerine baktığında bu gerçekten de çocukluk arkadaşıdır. Asıl olaylar bundan sonra başlar.

İstanbul'dan Mardin'e cinayeti araştırmak için gelen İbrahim'i bambaşka serüvenler beklemektedir. Hüseyin'in hayatında önemli yeri olan hatta aşık olduğu söylenilen esrarengiz kız Meleknaz'ın peşine düşer ve  kendini bir girdabın içinde bulur.